Türkiye’nin Şeffaflık İhtiyacı ve BT

Kamu alacaklarının tahsili konusunda bilgi teknolojilerine gösterilen hassasiyet, şimdilik diğer alanlara yansımış değil. Ancak yeni bir motif ortaya çıkıyor.

Bilişim konusunda yıllardan beri süren laf-ı güzafın cirosal karşılığına bakıldığında güdük çocuğun büyümeyi pek de başaramadığı görülüyor. Bununla birlikte kamunun özellikle alacaklarının tahsilatı ve gelir takibi konusunda bilgi teknolojisi kullanımına verdiği önem gözlerimizi yaşartıyor.

 

Özellikle KOBİ yöneticilerinin vergi sisteminin çarpıklığı ve güvensizlik nedeniyle şeffaf kayıt tutma alışkanlığını geliştirememesi, maliye tarafında kullanılan sistemlerin aşırı gelişmesini; hatta haczin elektronik olarak uygulanmasını sağlayan sistemleri getirmiş durumda.

Bu, suni ya da zorlama şeffaflaştırma hareketinin bir benzerini Türkiye’nin kendi kayıtları ile ilgili olarak da hayata geçirme fırsatı ortaya çıkıyor. Avrupa Parlamentosu’nun (AP), Türkiye’nin sağlanan fonları doğru kullanıp kullanmadığı ile konusunda ortaya koyduğu tavır, Türkiye’nin maliye tarafındaki BT deneyimini iyi bir uygulamaya çevirmesi fırsatını sunuyor. Tabii BT yatırımlarının artması ve Avrupa Birliği ile daha sıkı entegrasyon sağlamaya yönelik önemli bir adım olması, bu senaryonun iyi tarafı.

 

Diğer tarafta; bir yandan Yunanistan’ın diğer yandan İran’ın kurtarıcısı elbisesini giymeye çalışan Türkiye’nin kendi sorunlarını tam olarak aşmış olmadığını gösteren bir deneyim yaşanıyor. TÜSİAD’ın Brüksel Temsilciliği’nin bültenine göre, AP’de Türkiye ile ilgili olarak bir izleme grubu kurulmasına varan adımlar atılmış durumda.

 

Temsilciliğin bültenindeki ilk iki haber birlikte ele alındığında, aşağıdaki tablo ortaya çıkıyor: “Avrupa Parlamentosu’nda (AP) Güney Kıbrıslı AP üyeleri öncülüğünde bir Türkiye İzleme Grubu (Turkey Assessment Group) kuruldu. Gruba G.Kıbrıslı milletvekillerinin yanı sıra, bazı Yunanlı milletvekilleriyle aşırı sağ eğilimli Avrupa Özgürlük ve Demokrasi Partisi’nden üyeler ve Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkan milletvekillerinin de destek verdiği biliniyor. Grubun Avrupa Parlamentosu’nun Strazburg’daki oturumları sırasında gerçekleştirilen

kuruluş toplantısına gazeteci Robert Ellis ve Güney Kıbrıs AB Daimi Temsilcisi Büyükelçi Andreas Mavroyaiannis de konuşmacı olarak katıldılar.”

 

“Avrupa Parlamentosu aşırı sağ eğilimli Avrupa Özgürlük ve Demokrasi Partisi üyesi Mario

Borghezio (İtalya) AB Komisyonu’na AB Sayıştayı (Court of Auditors) tarafından yayınlanan Türkiye’ye katılım öncesi mali yardım yönetimiyle ilgili rapor konusunda yazılı bir soru önergesi verdi. Mario Borghezio, önergede, raporlara dayanarak Türkiye’ye şimdiye kadar toplamda 6 milyar euro ödendiğini, Avrupa Sayıştayı’nın, yardımın gerçekleştirilmesinden beklenen hedeflerle uyumlu görünmediğini onayladığını ve kaynak aktarılan projelerde saydamlığın yetersizliğinden yakındığını iddia etti.

 

Borghezio AB Komisyonu’na Türkiye’nin ‘Avrupa finansmanının kara deliği’ olmaması için ne gibi önlemler alacağını, Türkiye’ye ekonomik yardımı askıya alıp almayacağını sordu. AB Sayıştayı tarafından açıklanan rapora göre, Türkiye’ye 2002–2006 yılları arasında sağlanmış olan maddi kaynak tutarı 1,25 milyar euro civarında. Katılım Öncesi Yardım Aracı dahilinde 2007–2013 yılları arasında sağlanacak toplam kaynak ise 4,9 milyar euro tutarında. Borghezio’nun iddia ettiğinin aksine 6 milyar euro, şu ana kadar Türkiye’ye ödenmiş meblağı değil, 2013 yılına kadar ödenmesi öngörülen tutarı temsil ediyor.”

 

İyi senaryoya göre, ikinci haber finansal hesaplar tarafında oluşturulacak BT altyapısının Avrupa’ya da satılması fırsatı şeklinde yorumlanabilir. Kurtarıcı/batak diyalektiğine girmeden işin özüne gelirsek, finansal tarafta önemli bir değişim geçiriliyor ve bu tarafta entegre sistemlerin ortaya çıkarılması, büyük önem taşıyor.

 

Emtia özellikle maden alışverişlerinde vadeler kısalıyor, riskten arındırma (hedging) daha önemli bir konu haline geliyor, gerçek zamanlı data ile çalışmak üç altı aylık raporlarla hayal aleminde çalışmaya göre daha fazla tercih ediliyor. Bunların tümü inovatif sistemler için koz oluşturacak özellikler. Avrupa’nın BT’de geriden gelme özelliği ve tahsis edilen kaynak ile ödenen arasındaki farkı bilmeyen parlamenterleri, Avrupa’da bu fırsatların daha ciddi olduğunu düşündürüyor.

 

Bu tür fantezileri bir kenara bıraktığımızda ortaya çıkan tablo şu: Tüketici tarafında satın alma kararlarının %80’den fazlası duygusal motiflerle alınsa da kurumsal tarafta dengeler farklı bir tablo oluşturacak. Sarbanes-Oaxley gibi zorlamalarla finansal tarafa bir düzen getirme çabası bir şey. Ancak AB’nin içinde doğrudan “şeffaflık” ifadesine dayanan bir meydan okuma, finansal tarafta gerçek anlamda bir görünürlük vaadini ortaya koyuyor. Dünyadaki bütün teknolojik gelişmelerin devletler nezdindeki gelişmelere bağlı olduğu düşünüldüğünde, önemli bir gelişmenin eşiğinde olduğumuzu anlamak zor değil.

 

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published.