John Abel / İş Gel. Satış Direktörü – Oracle

Big Data ile çalışmak problemler doğurabiliyor. Bu konudaki fikriniz nedir?

Öncelikle bu Big Data kelimesini ortandan kaldıralım. Teknolojinin nereye ulaştığını bir düşünün. Müşterilere baktığımızda onların kendi iş avantajlarına yardımcı olacak şekilde calışmak istediklerini görüyorum. Benim çevrede gördüğüm ve çok ilgimi çeken şeylerden biri de müşterilerimizin verilerini nasıl kullandıkları ile ilgili konuşmak istememeleri. Bunun sebebi ise diğerlerinden farklı olmak arzuları.

Data’nın tam olarak ne olduğunu anlayabilmek için bunun belirli bir zamana hatta belki de tarihte belli bir dönemi vurguladığını söyleyebilirim. Belirli ürünlerin belirli bilgilere ihtiyaçları var. Örneğin güneş kremi yapan bir şirket ile yağmur çizmeleri ya da şemsiye satan bir şirketin hava koşullarının nasıl olduğunu bilmeye ihtiyacı var. Misal, birçok insanın geleceği bir konser var ve orada nelerin daha çok ihtiyaç halinde olacağını bilmek istiyorsunuz. Bunun için yapmamız gereken şey verileri toplamaktır. Çeşitli senaryolarda bu örneği değiştirebilirim. Herhangi bir zamanda bir şey satın almak için interneti kullanmak tabii ki çok daha iyi ama tam olarak neyin, ne zaman olacağını bilmeden, gerekli bilgiler olmadan ürünleri satabilmek zor.

Hava koşulları o gün orada neye daha çok ihtiyaç duyulacağını bildirebilir. Onun için konserin olacağı güne kadar yakın bir zamanda hava durumunu öğrenirsek, o zaman daha sağlıklı ürünler sürebiliriz. Sadece hava durumu ile ilgili detayı kullanmakla kalmayıp, kaç kişinin katılabileceğini anlamak ne kadar ürün gerekeceğini bildirecek. Ayrıca katılanların daha çok genç mi yaşlı mı olduğunu öğrenebilmek için internet üzerinden Facebook ya da Twitter gibi sosyal ağların yardımını alarak, o konser için ne tür bir ürün getirilmesi gerektiğini saptayabilirim. Kısacası hava durumunu içeren data, lojistik data, sosyal ağlardan aldığınız data ve bir de bunlara klasik data denilen, önceden bilinen bilgiler eklenirse, ortaya fazla zarar payı olmayan bir ürün sunma durumu çıkartabilirim.

O konserde bulunanlara tam olarak ne istiyorlarsa, neye ihtiyaçları varsa, sunup başarı sağlayabiliriz. Bugün de aynı bu data’lar gibi bütün bilgileri toplayıp, bir işlemciye yüklersek ve bunu da Oracle gibi bir sisteme bağlarsak, sonuçta harika bir bilgi işleme kavuşuruz. Bu yüzden de gün geçtikçe data scientist dediğimiz rol çok daha önemli hale geliyor. Bulabildiğimiz data’ları daha önce bulamazken, belki de ileride çok önemli, daha kapsamlı şeyler bulabileceğiz. Bu data’lar IT bölümleri tarafından sisteme aktarılabildiği zaman, şirket de harika fırsatlar yakalayabilir.

Bazen teknolojinin içine çok dalarak, gerçekte gerekeni unutabiliyoruz. Biz tabii ki bir teknoloji şirketiyiz ve yaptığımızın teknoloji ile bağlantılı olduğunu biliyoruz. Öte yandan sorunlara çözümler üretmek gerektiğinin de farkındayız. Bütün data’ları basit şekilde farklı sistemlere bağlamaya ve daha verimli bir hale getirmeye çalışıyoruz.

Oracle’ın performans ve veri konularında rakiplerinden önde olduğunu iddia ediyorsunuz. Bu başarıyı neye borçlusunuz? Bu alanda ne tür gelişmeler mevcut?

Biz 4.5 milyar dolardan fazla yatırımı olan ve geçen sene 29 milyon dolar yatırım yapmış bir şirketiz. Bu büyük bir rakam. Amacımız fazla risk almadan yola devam etmek yönünde. O yüzden güzel şeylerden biri de sistem ile ilgili çalışanların hepsinin aynı mekanda çalışabilmesi. Bu çalışanların hepsi de bir şeyler icat edebilecek kapasitede çalışanlar.

Rakiplerimiz bu tür bir sistemi oturtmadığı için, onları tam olarak rakip görmüyoruz. Herkes kendi ürürünün piyasaya sunduğu zaman, bizimkilerle aralarındaki fark hemen görülüyor. Yenilikten ve değişimden korkmuyoruz. Bugün rakipler herhangi bir mecradan gelebilir. Küçük ya da büyük bir şirket olabilir. Örneğin, interaktif olan bir uygulama hazırlayabilir, iTunes’a satabilir ve Apple kadar başarılı olabilirim. Bunu yapamamam için bir sebep yok. Microsoft kadar başarılı olmak da mümkün.

Rakipler konusuna gelelim. Örneğin IBM bir dönem ciddi bir rakibimizdi. Ancak şartlarla birlikte rakiplerimiz de değişti. Bu değişiklik bize yarattığımız yenilikleri çok daha kolay açıklayabilmemize olanak veriyor.

Açık bir strateji izliyoruz. Böylece sonuçta neyin meydana çıktığını görüyor, kafa karışıklığından kurtuluyoruz. Birçok yerden birçok farklı istek aldığımızda, farklı çözümler ile endüstride başarılı hale geliyoruz. Sistemleri meydana getirirken, gelecekte neler olacağını bilmeden yaratıyoruz ancak sabitler değişmedikçe her daim kimsede olmayan yenilikleri ortaya koyabileceğimizi biliyoruz. Böylece kimsede olmayan yenilikler çıktıkça, Oracle ismi daha fazla duyulmaya başlıyor. Müşteriler, Oracle bunu yapmıştı ya da yapabilir, diye düşünmeye başlıyor. Biz stratejileri değiştirmeden yenilikler sunmaya çalışıyoruz. Ürünler her daim değişir. Ancak yeniliklerimizi gösterdiğimizde ya da piyasaya sunduğumuz zaman kimse, Oracle sadece bu ürünü öne çıkarmaya çalışıyor, diyemiyor.

Sunacağımız database’lerin standartlara uygun olmasını istiyoruz. Yerel standartları da kullanarak gerekli yerlerde kimsede olmayan DNA gibi yenilikler yaratıyoruz. Açık standartlar kullanıyoruz çünkü bunun önemini iyi biliyoruz. Rakiplerimizin çoğu çok değişik standartlar kullanıyor. Biz standartların kurallarına bağlı olarak devam ediyoruz ve müşterilerimiz de bize bakarak sistemimizin daha doğru olduğuna inanıyorlar.

Leave a Reply

Your email address will not be published.